site stats
"Çetrefilli Sorulara Gözüpek Yanıtlar"

R. Güven Birkan

Yenimimar 82 - Şubat 2010

Gelin her şeyi baştan kuralım

Güven Birkan, Mimarlar Odası'nda tam bir demokrasi sağlanabilmesi için bütün mimarları görev almaya çağırıyor.

Geçtiğimiz yılların birinde, tasarımlarını takdir ettiğim yetenekli bir meslektaşımız, Oda Merkez Genel Kurulu'nda söz alarak, ilk kez bulunduğu bu ortamdan çok etkilendiğini söyledi ve bu heyecan ile yönetime aday olduğunu da ekledi. Önceden tasarlanmamış samimi bir konuşma idi. Ama, yönetim böyle oluşabilir mi?

Örgütün ilk yıllarında, biraz da zorlamayla görev kabul eden üyelerle bir yönetim kurulu oluşturmak olanaklıydı. Bu rastlantısal yönetim oluşumları, mimarların dünya görüşlerindeki homojenlik nedeniyle bir sorun yaratmıyordu. Önlerindeki daha önce hiç dokunulmamış meslek sorunları, çalışma programı üzerinde anlaşmalarını kolaylaştırıyordu. Örgüt coğrafi olarak yaygınlaşmamıştı ve üye kaydı dışında bir bürokrasi söz konusu değildi. Ama yönetimde görev alanların omuzunda ciddi bir yük vardı ve her şeyi yeniden kurma heyecanı.

Üye sayısının hızla artmaya başladığı ve mimarlık hizmetlerinin mühendislerce yapılmasını önleyen mesleki denetim uygulamasının devreye girdiği yıllarda, örgüt coğrafi olarak da yaygınlaştı ve dernek anlayışı ile yönetim olanaksızlaştı. Yavaş da olsa, bir kurumsallaşmaya gidiliyordu. Ama nelerin nasıl yapılması gerektiği el yordamı ile bulunuyordu. Batılı modeller, sadece kıyaslama açısından işe yarıyordu. Çünkü oralardaki meslek örgütleri neredeyse bir yüzyıldır vardı ve durmuş oturmuş bir toplumsal düzen içinde, tıkır tıkır çalışan makineler haline gelmişlerdi.

Bize gelince: Türkiye son derece dinamik bir toplum yapısına sahip. Çok hızlı değişimler yaşanıyor. Böyle bir ortamda, bir meslek kuruluşu, sürekli olarak yeni programlar ve politikalar geliştirmek zorunda. Yönetimde yaratıcılık belki de en önemli konu. Değişen yönetimlerden bağımsız bir tür bürokratik mekanizmanın bile, Batı'daki gibi, uzun yıllar aynı işi yapıp aynı ürünü verecek şekilde işlemesi olanaksız.

Gerçi, durmuş oturmuş Batı toplumlarında da, çalışma alanlarında sorunlar yaşanmaya başlanınca, mimarlar kemikleşmiş örgüt yapılarına karşı çıkıp alternatif örgütlenmelere gider oldular. Derken, dünyada yaşanan hızlı değişimler, bu yarı uykudaki Batılı meslek örgütlerini bile uyandırmaya başladı.

Ama ülkemizdeki meslek kuruluşlarını Batı'dakilerden ayıran başka bir gerçek daha var. Oralarda, meslek alanımıza giren hemen her konuda, toplumun her kesimi örgütlenerek, haklarını savunmak üzere demokratik baskı grupları oluşturmuş. Türkiye'de ise pratikte örgütlenmenin hala suç sayılması karşısında, her dönem ayakta kalabilen tek demokratik kurum olarak meslek örgütleri, kendi alanlarına giren konularda toplumun yararını savunma görevini üstlenmek zorunda kaldılar. Arkalarında kamuoyunun desteği olmasaydı ve yaptıkları çalışmalar yasalara uygun olmasıydı, bu kuruluşlar, başta Mimarlar Odası olmak üzere çoktan kapatılmıştı. Odayı müzmin muhalif olmakla suçlayanlar, biraz düşününce kabul edeceklerdir ki, Mimarlar Odası, 50 yılı aşkın bir süredir, meslekle ilgili toplumsal konularda hep toplum yararını savunagelmiş, siyasiler ise muhalefetteyken bu görüşlere destek verip, iktidara gelince karşı çıkmışlardır. Özetle muhalif olan, ne oda yönetimleridir, ne de siyasilerdir; sadece iktidarlar oda yönetimlerini hedef almayı görev bilmişlerdir; yani muhalif olan onlardır.

Oda yönetimlerinin, mesleğin daha doğrudan konularıyla yeterince ilgilenmediği eleştirisi bir yere kadar haklı olabilir; ama unutulmamalı ki bu eleştiriyi getirenler, zaman zaman oda merkez ve şubelerinde yönetici olarak görev aldılar. Ama bu eksikliği gidermek için yaratıcı programlar ortaya koyarak, bunları uygulayıp istedikleri hedefe ulaştılar mı? Onları meslek topluluğunu kandırmakla suçlamıyorum; sadece, kendilerinin yönetimde olmadıkları dönemlerde, aynı başarısızlığı yaşayan yöneticileri yeren tavırlarını haklı görmüyorum.

Oysa, kaç farklı görüş varsa, temsilcileri oturup, sistematik bir biçimde, meslek alanınını ciddi ve bilimsel bir analize tabi tutup, sorunları ve kaynaklarını belirleyebilir ve çözüm için izlenecek politikalarla ilgili görüş ayrılıklarını ortaya koyabilirlerdi; kolaycı yaftalamalardan kaçınarak. Sonunda yine uzlaşamayabilirlerdi ama hiç değilse kime, neye, neden muhalif olduklarını bilirlerdi.

Odanın yeterince demokratik bir yapıya sahip olmadığı için, yönetimlerin de, üyelerin istemlerini dikkate almamakta bir sakınca görmediklerini savunanlar da azınlıkta değil. Bunlar gerçekten doğru ise, "Nasıl bir yapı olmalıydı ki gerçek bir demokrasi sağlansın?" sorusuna yanıt vermek gerekir. Yoksa kendisi yönetimdeyken yapıyı demokratik bulup, muhalefetteyken antidemokratik bulan siyasilerin durumuna düşeriz.

Doğaldır ki önce bireylerin kendi tavırlarını gözden geçirmeleri gerekir. Kendi gibi düşünmeyenlere söz ve oy hakkı tanımayanlarla, demokratik olmayan güçleri "demokrasiyi yönlendirmek" için kullananlar, yönetimlerdeki temsiliyetin yara almasına neden olabilirler. Mimarlar Odası yönetimleri, demokratik meslek kuruluşu olma niteliğini, yazılı olmayan bir ilkeye çok büyük ölçüde uyarak korumuşlardır: Bir kaç istisna dışında yönetimler, odayı siyasi partilerin hiç birinin yan örgütü statüsüne düşürmemiş, oda yöneticiliğini basamak olarak kullanıp siyasi partilerde ve siyasi yaşamda kendine yer etmeye kalkışmamıştır.

Benimsemediğimiz yönetimleri değiştirip, kendi dünya görüşümüzü yansıtan yönetimleri seçmek ve desteklemek tek doğru yoldur. Ancak bunun için çaba harcamak gerekir. Bu, bireysel adaylıklarla ya da iki yılda bir, sandığa birkaç zarf atarak başarılamaz; yönetime ciddi bir biçimde talip olmak gerekir. Şöyle bir modeli tartışabiliriz:

1. Başlangıç olarak, kendimiz gibi düşünenlerle bir araya gelip, beğenmediğimiz yönetimin çalışmalarını aktif bir tutumla bir dönem boyunca izleyip, eleştirir ve alternatif önerilerimizi ortaya koyarız. Bunu için bir "gölge" yönetim kurulu oluşturur, yönetim kurulu toplantılarına, komite ve komisyon çalışmalarına katılırız.

Bu arada, "farklı düşünenler" olarak sık sık bir araya gelip, görev aldığımızda uygulayacağımız "ayrıntılı" çalışma programını geliştirmeye başlarız. Bu süreç içinde herkesin düşünceleri yavaş yavaş netleşir ve gerçekten başka bir politika ve program çevresinde mi yoksa sadece mevcut yönetime karşı olduğumuz için mi bir araya geldiğimiz açıklık kazanır; birlikteliğimizi gözden geçiririz.

2. Genel kurul yaklaşırken, görev alıp uyumlu çalışabilecek ekibi ve göreve geldiğimizde izleyeceğimiz politikaları, hayata geçireceğimiz programları ve projeleri meslek topluluğuna duyururuz. Sadece yönetim kurullarında değil, programda öngörülen çeşitli çalışma gruplarında görev alacak kilit isimleri de bu aşamada belirleyip açıklarız. Böylece yönetime aktif destek veren geniş bir halkanın varlığı konusunda üyelere güven veririz.

3. Göreve geldikten sonra, öngörülen politikalardan sapmaya, ya da önerilen programı uygulamakta ki zafiyete, en azından pasifleşmeye karşı önlem olarak:

a. Ana politikaları belirlerken, uluslararası ve ulusal konjonktürü doğru değerlendirmeye çalışır, ayağı yere basmayan fikirlerden uzak dururuz.

b. Duyurduğumuz programı, bir taslak bütçe ile destekler, gerçekleştirmede yararlanacağımız insan gücü potansiyelini tartmaya çalışırız. Bu arada, odada daha önce yapılmış çalışmaları tarar, değerlendirir, aynı şeylerin baştan baştan yapılmasına kaynak ayırmaktan kaçınırız.

c. Yönetim kurulu çalışma disiplininin korunması konusunda ekip içinde kesin bir görüş birliği sağlamaya çalışırız ve ekip oluştururken, ele avuca sığmaz karizmatik liderlere, ya da başka kuruluşlarla adı özdeşleşmiş meslektaşlara bel bağlamaktan kaçınırız.

d. Ekipte genç, yaratıcı, hayal kurabilen kadrolara yer vererek, hem yeni fikirlerin ortaya çıkmasına, hem de, bu genç kadroların bir iki sene sonra görevi devralacak şekilde deneyim kazanması na olanak tanırız.

e. Odadaki profesyonel kadrolar ne kadar yeterli olursa olsun, üyenin her an ulaşabileceği bir yönetim kurulu üyesinin odada sürekli bulunmasının gerekliliğini dikkate alırız; ancak bir kişi dışında, hiç bir seçilmişin profesyonel olarak odada görev almasına izin vermeyiz.

f. Yönetime talip olma sürecinden başlayarak, farklı görüşleri de barındıran geniş bir üye kesimiyle sık sık fikir alış verişinde bulunur, eleştiriye açık olmaktan öte, eleştirilere kulak astığımızı kanıtlayan bir çalışma anlayışı sürdürürüz.

Bütün bunlara ne gerek var diyorsanız:

Yeri, yurdu, parası olmayan bir örgütlenme modeli deneyelim. Bir grup meslektaş, bir meslek örgütünün yapması gereken öncelikli çalışmaları belirlesin ve bunları çok cüzi maddi kaynak ayırarak hayata geçirmeye başlasın; dışarıdan hiç bir maddi destek almadan ve sadece zihinsel ve bedensel emeklerini ortaya koyarak. Bu günün koşullarında meslek topluluğumuzun gereksinim duyduğu bir çalışma anlayışını zaman içinde geliştirip, katkı koyanlar halkasını genişleterek, yeni bir meslek örgütünü sıfırdan yaratmak üzere. Yönetmelikler, alışkanlıklar, bürokrasi olmaksızın ve kişisel çıkarlardan uzak.

Var mısınız? !

BU YAZIYI PAYLAŞ
  • Facebook
  • friendFeed
  • delicious
  • twitter
  • diggIt
  • Myspace
ARKADAŞIMA GÖNDER
Gönderilecek
E-posta
BU YAZIYA YORUM YAZ
Yorum
İsim
E-posta
SPONSORLAR

YENİ MİMAR BÜLTEN

Yorumlar ve haberler hakkında e-posta almak için bültenimize kayıt olun.

YENİ MİMAR GAZETE

Yeni Mimar, mimarlık ve kent meselelerine eleştirel ve yeni bir bakış açısıyla eğilen aylık bir gazetedir. Bunu yaparken gündemdeki konuları, farklı disiplinlerden uzmanlara yönelttiği çetrefil sorulara onların verdiği gözü pek cevaplarla sunar.

XXI'DE BU AY

YATAY GÖKDELEN

Steven Holl Architects

Steven Holl Architects'in Şenzen'deki projesi Vanke Merkezi, zemin seviyesini kamusal alana ayırıp sekiz ayak üzerinde yükselere


www.xxi.com.tr