
Son yıllarda Avrupa ve özellikle Kuzey Amerika'da yeni bir kentleşme modeli telaffuz ediliyor. İngilizcesi Landscape Urbanism olan bu kavram henüz dilimize, nihayetinde kendi mimari terminolojisiyle girmiş değil. Buna rağmen peyzaj şehirciliği çevirisi teorinin arkasındaki fikri aşağı yukarı açıklamakta yeterli. Peyzaj ve şehircilik gibi görece iki zıt kavramı yan yana getiren peyzaj şehirciliğinin temel iddiasını hemen belirtelim; kentleşmeyi ve kent organizasyonunu var olan peyzajın yönetmesi. Yapı-çevre ilişkilerinde alanın peyzajının öncelikli ve belirleyici olması. Şehircilik salt yapı-çevre ilişkisine indirgenemez elbetteki. Sosyal, kültürel, ekonomik ve benzeri katmanlardan oluşan çok boyutlu ilişkide peyzaj şehirciliğinin iddiasının ise birkaç boyutla kısıtlı kaldığını sonda değil başta söyleyeyim. Ardından da teoriyi anlamak için arkasındaki koşullara bakalım.
90'ların başında Amerika'da mimarlık-peyzaj ilişkisine eğilen teorisyenler "kentleşme olarak peyzaj" (landscape as urbanism) söylemini kullanır oldu. Endüstri sonrası kentlere çare arayışında olan her yeni fikir gibi, daha iyi bir kentsel çevre arayışında olan bu söylem peyzaja öncelik veriyordu. O dönemde henüz olgunlaşmamış model giderek daha çok telaffuz edilir oldu, bir manifesto olarak ortaya çıkışı ise, 1997'de Şikago'da düzenlenen bir konferans ve proje sergisiyle gerçekleşti. Bu ilk etkinlik, geçtiğimiz yıl Garanti Galeri'nin Disiplinlerötesi Konferans Dizisi kapsamında İstanbul'a gelen mimar-teorisyen Charles Waldheim tarafından düzenlendi. Teorinin kurucularından olan Waldheim peyzaj şehirciliğini önce yakın geçmişle ilişkilendiriyor ve 1980'lerde Amerika'da izlenen yeni şehircilik akımına atıfta bulunuyor. Kültürel olarak muhafazakar, Avrupa kentsel planlamasına yönelen, bir çeşit tarihsel mimari kentleşmeyi savunan bir bakış açısı olduğundan dem vuruyor. Peyzaj şehirciliğinin de Amerikan kentlerinin var olan koşullarını tasvir etmenin yanı sıra yeni şehirciliğe ve tüm geleneksel kent biçimlerine karşı polemik bir yanıt, eleştiri olarak ortaya çıktığını vurguluyor (Waldheim, 2009).
Yeni şehircilik akımından da geriye gidersek, özellikle endüstri kentlerinde büzüşme (shrinking), nüfus kaybı ve yoğunluk düşüşü, 20. yüzyıl ortalarında büyük boşlukların oluşmasını ve mevcut kentleşmeye eleştirel bir perspektif ihtiyacı doğurdu. Geleneksel kentin yıkımı "tüm kente seri üretim bandı konseptinin uygulanmasıyla" başladı. Makine kent (city as machine) Fordist üretimle birlikte modern kentin de modeli oldu. Post-Fordist üretim biçiminde uydu kentler büyüdü, yeni merkezler ve yeni ekonomik döngüler oluştu. Kent ise peyzajda kaybolmuş, sınırlarını kaybetmiş, bana göre Fordist modelin makinesi gibi ama daha düzensiz işleyen, aksayan ve tıkanan bir sisteme dönüştü. Merkezsizleşmiş, kendi kendini organize eden bu sistem bugünün kentlerinin var olan koşullarını da tarif ediyor. Peyzajın bu postmodern organizasyon problemi 90'larda daha belirgin hale geldi; yayılan (sprawling) kentler, kapalı yerleşim birimleri, büyük alışveriş merkezleri, aşırı çoğalma gösterdi. Bu dağınık sistemin büyümesi hızlıca endüstriyel kentlerin yoğunluğunun azalmasını ve hem seri üretimin hem de kitle tüketiminin desantralizasyonunu teşvik etti (Shane, 2006). Takip eden on yılda hızlı bir küçülme yaşandı endüstrinin merkezi olan kentlerde. Detroit yoğunluğunu kaybederek eriyen örnek vakalardan. Öyle ki otomotiv endüstrisinin sembolü olan şehirde böyle giderse 2030'lara dek nüfus kaybının devam etmesi bekleniyor.
Graham Shane bu tarihsel süreci inceleyip peyzaj şehirciliğinin altyapısını oluşturan koşulları incelerken makine kente karşı ortaya çıkan akımlardan ve sivil girişimlerden bahseder. Bu arayışlar dahilinde "bahçe kent" yeni bir anlam kazandı ve öne çıkan fikirlerden biri oldu. Şişirilebilir kapsüllerde yaşayan kent göçebeleriyle dolu alanlar ve benzeri ütopya fikirler yine bu dönemin alternatif çabalarından. 70'lerin başında Londra'da kent çiftçileri grubu, kentsel tarımın yaratılması için cadde cadde dolaşarak geniş bir geri dönüşüm süreci başlattı ki bence bugünün kentte tarımın, "ürettiğini tüket" fikrinin miladını oluşturan girişimdir bu. Eski endüstriyel kentlerin peyzaja dönüşüne uyarlanabilecek pek çok fikir ortaya atıldı. Bu kapsamda peyzaj şehirciliğinin arayışta olan girişimler gibi bir tasarım stratejisini tanımlamak için bir yönerge olarak ortaya çıktığını vurguluyor Shane (2006).
Bu kestirme yol haritasıyla (sondan başa; bugün, yeni şehircilik, post-Fordist üretim, makine kent ve Fordist üretim) 90'lara geldiğimizde elimizde ne vardı ya da kaldı? İşlevini yitirmiş dev endüstri binaları, aşırı yayılmış, merkezi kaybolmuş şehir-sistemler. Yıpranmış/yok olmuş habitatlar ve doğal kaynaklar ile oldukça uzayacak bir liste. Bu mevcut duruma yanıt olarak peyzaj şehirciliği, bir ara bulucu iddiasında ve diyor ki: Kentte doğal peyzajı yeniden canlandıralım, doğaya sınır çizerek daha sağlıklı yapılı çevrelere erişemedik şimdi onunla barışalım ve tüm bunlarla birlikte kaybolagelen kent olgusunu peyzaj üzerinden yeniden oluşturalım.
Hem modern hem de yeni şehircilik, kentin problemlerine biçimsel modellerin çare olabileceğine inandı (Shane, 2006). Buna karşılık peyzaj şehirciliği ise bu iki modele kıyasla daha açık uçlu ve stratejik bir modeli savunuyor. Tam da bu noktada benim de kendime sorduğum soru şu; nedir bu açık uçluluk, stratejiklik? Bu ideal hedefler üzerinden önerilen yöntemler neler olabilir?
Bu sorulara tam karşılığın olduğundan emin değilim. Öte yandan tasarım yaklaşımını peyzaj şehirciliği ile kurgulayan ya da teoriye referans olarak kullanılan bir dizi proje söz konusu. Waldheim bu referans projeler dahilinde sıklıkla 1982'deki Parc de La Villette yarışmasından bahsediyor. Bernard Tschumi'nin kazanan projesini ve Rem Koolhaas'ın ikinci seçilen projesini peyzaj şehirciliğinin de miladı olarak kabul ediyor. Buna sebepse yarışmadaki ilk iki projenin o dönemde düşüncelerde bir "kaymaya" sebep olduğu. Bu iki projenin iddiasının peyzajın öneminin, program değişikliğine olanak tanıması olduğunu söylüyor Waldheim (2009).
O dönemde şe hircilik ya da peyzaj şehirciliğiyle ilgisi olmayan, Tschumi'nin yaklaşımını Derrida'yla birlikte dekonstrüktivizm üzerine oturttuğu ve "tamamlanmamış arkitektonik" olarak tanımladığı projesi bir bakıma bugünün dile pelesenk açık uçlu, esnek, sonlanmamış, değişebilir, yeniden yapılanabilir mimari ve kentsel tasarım kavramlarının ilk parlamalarından. Peyzajın kendi dinamikleri açısından baktığımızda bu terimler yeni bir tasarım dili değil, tam tersine herhangi bir doğal peyzajı tarifleyen sıfatlar. Peyzaj şehirciliği de peyzajın tıpkı kent gibi bu yaşayan, büyüyen, sonlanan özellikleriyle modern şehirciliğin sınırlarına karşı kullanılmasını, daha doğal bir gelişimi savunuyor.
Christopher Gray, bu çerçevede gerçekleştirilmiş ve gerçekleştirilmemiş çalışmaları inceleyerek bir yöntem taslağı çıkarmış. Gray peyzaj şehirciliğinin anahtar kelimelerini; belirsizlik, açık uçluluk, esneklik, kompleks sistemler olarak tanımlıyor. Ona göre su, su değerlendirme, depolama ve filtreleme, suyun iyileştirilmesi, kentsel altyapı, su temininin göz önünde bulundurulması, atık su ve zemin suyu, yardımcı servisler ve ulaşım sistemleri peyzaj şehirciliğinin en önemli konusu olan kentsel altyapının büyük bir kısmını oluşturuyor. Eğitim, eğlence, hukuk ve düzen, kamu idareleri de buna dahil ediliyor. Kullanılır bir açık alan dahilinde bu işlevlerin birbirine entegre edilmesi ana amaç.
Biyoçesitlilik ve ekolojik sistemler, peyzaj ekolojisi, jeomorfoloji, hidroloji, iklim ve bitki örtüsü, mevcut ekolojik kaynakların kimliklendirilmesi ve yeni kaynakların sunuşu önem taşıyor. Yaban hayatının desteklenmesi ve oluşumu, kendi kendini sürdüren bir peyzaj yaratılması hedefleniyor. Derinlemesine bir ekolojik sistem kaygısına bağlı projeler programların birbirine geçişi, ürün ve enerji, insan ve biyotik akış üzerinden kurgulanıyor (Gray, 2006). Bunun yanında kentsel tarım ve endüstriden arınmış, terk edilmiş alanlarda, tarım sistemleriyle toprağın rehabilitasyonu, her projede görülmese de metodolojiye dahil edilebilecek uygulamalar. Alternatif ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı projelerin olmazsa olmazı ve geri dönüştürülerek kullanılıyor. Rüzgar ve su enerjisi, fotovoltaik zeminlere sık rastlanıyor. Bitkiler yalıtım göz önünde bulundurularak kullanılıyor. Zarar görmüş habitatlar için aşamalı bir kalkınma öneriliyor.
Mevcut ve tarihsel koşullardan bahsederken tüm bu anlatımda da vurgu yapılan fiziki koşullar, terk edilmiş, yıpranmış, yeniden kazandırılmaya hazır, atıl alanlar. Kavram da öncelikli olarak kentteki bu boşluklara odaklanıyor. James Corner'ın pek çok projesi bu söylem üzerine oturmuş durumda.; Amerika'nın en büyük vahşi çöp depolama alanı olup 2001 yılında kullanıma kapanan ve yarışmayla projelendirilen Fresh Kills Park Corner'ın teorideki tüm savlarını pratiğe döktüğü, yöntemsel olarak peyzaj şehirciliğinin de özünü oluşturan bir örnek. Aynı zamanda tüm rehabilitasyon ve yenileme projelerine referans olması gereken çok önemli bir proje. Kimileri bunu bir şehircilik değil, büyük bir kent parkı olarak görse de, programı, donatıları, hizmet ve servisleri, istihdamı ve yerleşimi, sosyal ilişkileri ve süreç tasarımıyla bu dev projeyi salt bir park olarak görüp, kendi içinde bir kentleşme modeli olabileceğini reddetmek sığ kalır.
Tüm bu eleştiri ve öneriler ve beraberinde bu yeni söylemin Kuzey Amerika kentleri üzerinden yapıldığını belirtmem gerek. Bahsi geçen süreci yaşamış büyük kentler için anlamlı olabilecek teori Batı Avrupa'da da yaygın. Öte yandan son yıllarda ekoloji ve sürdürülebilirliği projelerde bolca sarf eden Çin'de de vuku buluyor. Waldheim peyzaj şehirciliğinin Kuzey Amerika'da günümüz kentsel koşullarına en doğru yaklaşım olabileceğini savunuyor, elbette. Öte yandan başka coğrafyalar, kentler ve ekonomiler için en iyi model olamayabileceğini de ekliyor.
Yerel perspektiften bakacak olursak, Türkiye'de nüfusu eriyen kentleri peyzaj şehirciliğinde bahsi geçen kentlerle kıyaslamak doğru olmayabilir. Ancak işlevini yitirmiş endüstriyel alanlar bağlamında örnek alınacak çok şey var. İstanbul'un göbeğinde bile değerlendirilmeyi bekleyen sanayi alanlarına odaklı bir stratejiye ihtiyaç duyulan gün de gelecek elbet. Peyzaj şehirciliğinin o zaman sorgulanacak konulara bir altlık ve örnek oluşturması fikri bana heyecan veriyor.
Özellikle atıl endüstriyel alanlarda ekosistem duyarlılığı olan, fazlara ve programa dayanan süreç odaklı tasarım projeleri bu alanların kente geri kazandırılmasının ön şartları. Peyzaj şehirciliğine baktığımızda tüm amaç ve ilkeleriyle, Amerikan kentleri bağlamında belli bir zemine oturan bir öneriler zinciri görülüyor. Öte yandan teori, henüz pratikte çok fazla referansa sahip olmadığı gibi, metodolojisinde eksiklere de sahip. Teori, günümüzde disiplinlerarası söylemiyle ortaya çıkan akımlar arasında parlayıp sönecek mi yoksa olgunlaşıp hakim bir kentsel tasarım modeli olabilecek mi bunu zaman gösterecek. !
Corner, J., 2006: Terra Fluxus. Landscape Urbanism Reader, p. 21-33, Ed. Waldheim, C., Princeton Architectural Press, New York.
Gray, C. D., 2006. From emergence to divergence: modes of landscape urbanism, Master Thesis, Edinburgh College of Art.
Shane, G., 2006: The Emergene of Landscape Urbanism. Landscape Urbanism Reader, p. 55-67, Ed. Waldheim, C., Princeton Architectural Press, New York.
Waldheim, C., 2006: A Reference Manifesto, Landscape as Urbanism. Landscape Urbanism Reader, p. 13-19, 35-53, Ed. Waldheim, C., Princeton Architectural Press, New York.
Waldheim, C., 2009: Açık Uçlu Kentleşme, XXI Mimarlık Tasarım Mekan. Vol. 76, pp. 12-14.
Corner, J., 2006: Terra Fluxus. Landscape Urbanism Reader, p. 21-33, Ed. Waldheim, C., Princeton Architectural Press, New York.
Gray, C. D., 2006. From emergence to divergence: modes of landscape urbanism, Master Thesis, Edinburgh College of Art.
Shane, G., 2006: The Emergene of Landscape Urbanism. Landscape Urbanism Reader, p. 55-67, Ed. Waldheim, C., Princeton Architectural Press, New York.
Waldheim, C., 2006: A Reference Manifesto, Landscape as Urbanism. Landscape Urbanism Reader, p. 13-19, 35-53, Ed. Waldheim, C., Princeton Architectural Press, New York.
Waldheim, C., 2009: Açık Uçlu Kentleşme, XXI Mimarlık Tasarım Mekan. Vol. 76, pp. 12-14.
Yorumlar ve haberler hakkında e-posta almak için bültenimize kayıt olun.
Yeni Mimar, mimarlık ve kent meselelerine eleştirel ve yeni bir bakış açısıyla eğilen aylık bir gazetedir. Bunu yaparken gündemdeki konuları, farklı disiplinlerden uzmanlara yönelttiği çetrefil sorulara onların verdiği gözü pek cevaplarla sunar.

Dünyanın Sonu Geldi (mi?)
Tassos Kotzanastassis
Dubai'nin hızlı gelişiminde en önemli rolü üstlenen Dubai World, borçlarının ertelenmesini istedi.