
Sulukule ve Tarlabaşı'nın ardından şimdi de Fener-Balat-Ayvansaray'da da halk kentsel dönüşüm tehlikesiyle karşı karşıya. Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (FEBAYDER), 18.04.2007 tarihinde ihalesi yapılan Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi kapsamında Fatih Belediyesi ve GAP İnşaat'ın (Çalık grubu) bölgede gerçekleştireceği proje uygulamaları sonucunda oluşacak hak ihlalleri için mücadele etmek ve üyelerinin maddi manevi her türlü hakkını korumak amacıyla 04.08.2009 tarihinde kuruldu. Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi'yle ilgili derneğin çalışmaları, şu anda test aşamasında olan febayder.com adresinden takip edilebiliyor.
Derneğin genel sekreteri ve basın sözcüsü Çiğdem Şahin, Almanya Dortmund'da kentsel dönüşüm projelerinin, belediyeleri ve halkı karşı karşıya getirmeden, halkın çıkarlarına göre gerçekleşmesinde aracılık yapan Planerladen Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve aynı zamanda BASTA'nın (Büro Für Architektur und Stadtentwicklung Mimarlık ve Şehir Geliştirme Bürosu) yöneticisi olan Tülin Kabis-Staubach ve yine BASTA'nın kurucularından ve hala yönetim kurulunda yer alan eşi Prof. Dr. Reiner Staubach'la Türkiye'deki kentsel dönüşümü ve özellikle de Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi'nin sorunlu yönlerini konuştu.
Tülin Kabis-Staubach İstanbullu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde yüksek mimar olarak öğrenimimi tamamladıktan sonra 1984 yılında Dortmund Üniversitesi'nde doktoramı yapmak üzere Almanya'ya gitti. 1986 yılından beri Planerladen Derneği'nde yönetim kurulu üyesi olarak çalışıyor ve bir anlamda derneğin bir uzantısı olan BASTA yöneticisi.
Prof. Dr. Reiner Staubach. Ostwestfalen-Lippe Üniversitesi'de şehir ve bölge planlama fakültesinde görev yapıyor ve "Planlamaya dayalı sosyoloji, planlama teorisi ve metotları" adlı bir kürsüsü var. Planerladen Dernegi ve BASTA'nın kurucularından ve yönetim kurulu üyesi.
Planerladen Almanya'da kentsel dönüşüm projelerinin uygulanmasında nasıl bir işlev görüyor? Derneğinizin faaliyet alanları nelerdir?
Planerladen 1982 yılında Dortmund Üniversitesi'nde okuyan bölge planlama bölümü öğrencileri tarafından kurulmuş bir dernek. Derneğin amacı kısaca kentsel dönüşüm projelerinin belediyeler tarafından tepeden inme değil, orada yaşayan halkın katılımıyla ve onların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak planlanmasını ve gerçekleştirilmesini sağlamak ve bu konuda mahalle sakinlerini bilirkişi olarak desteklemek. Belediyeyle bölge sakinleri arasında tabiri caizse bir nevi menteşe görevi görmekteyiz. İlk iki-üç yıl belediyeyle gergin bir ilişki söz konusuyken 1986 yılından beri belediyeyle aramızda bu "menteşe işlevi" gelişti ve planlamaların geliştirilmesi, yürütülmesi için çeşitli kontratlarımız oldu. BASTA ise bu anlayışla Kuzey Ren Westfalya eyaletinde çeşitli şehirlerde belediyeler ya da bakanlık tarafından kentsel dönüşüm projeleriyle görevlendirildi. Bu çalışmalar hala devam etmekte.
Almanya'da herhangi bir semtle ilgili bir proje uygulamaya konmak istediğinde süreç nedir? Türkiye'de, özellikle de Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi'nde bu sürece aykırı olan durumlar, ihlaller nelerdir?
Önce yenileme projesinin gerçekleşeceği düşünülen alan kabaca ve oldukça kapsamlı olarak belirlenir ve ön araştırmalara başlanır. Bu araştırmalar kapsamında sosyal istatistiki verilerin yanı sıra mahallede yaşayan kiracıların, ev sahiplerinin, dükkan ve işyeri işletenlerin görüşleri alınır. Araştırmaların sonucuna göre bölge sınırlar ön araştırmalarla amaçlanan yenileme projesinin özellikle sosyal katlanabilirliğini (mesela kiraların kiracıların ödeme gücüne uygun olması) güvence altına almaktır. Federal Şehir Planlama Kanunu'nun özel yenileme yasası bölümü yenileme sürecinde bazı şartlarla orada yaşayanların haklarını korur. Bu şartları kısaca şöyle sıralayabiliriz:
• Halkın detaylı katılımını sağlamak,
• Eğer yenileme projesinin orada yaşayan ve çalışan halka negatif etkileri olabileceği sanısı söz konusuysa belediyelerden önce "sosyal plan" yapılmasını talep etmek,
• Mahallelerde bilgilendirme bürolarının açılması,
• Tarihi eserlerin korunması,
• Mahallelerin mimari dokusunun korunması, zaman içinde bozulmuşsa şehir planlama ve peyzaj projeleri kapsamında mümkün olduğunca düzeltilmesi, yeniden ortaya çıkarılması, yeni yapılacak binaların dokuya uygun planlanması,
• Evlerin/apartmanların onarımında ev sahiplerine devlet mali yardımının, içinde oturan kiracıların ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması ve onlarla anlaşmaya varılması şartıyla verilmesi.
Değerlendirebildiğimiz kadarıyla Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi'nde ev ya da iş yeri sahibi olsun, kiracı olsun orada yaşayanların katılımı hiç sağlanmamış. Hele de ev sahiplerinin fikri bile alınmadan, haberi olmadan yıkım planlarının yapılması, ada bazında mahallelerin dokusunu tamamen değiştirecek yeni binaların tasarlanması, yukarıda bizim anlattığımız yaklaşımın tam tersi. Ayrıca gördüğümüz kadarıyla yeni tasarlanan yüksek katlı blok halindeki apartman projeleri mahallenin dokusunu tamamen değiştirecek. Mimarlık ya da şehircilik açısından tarihi dokunun korunması gibi kaygıların hiç söz konusu olmadığı ortada. AB'nin finansal desteğiyle restore edilmiş evlerin dahi yıkılmasının söz konusu olması ise gerçekten inanılır gibi değil. Yenileme projesi sürecinin bu şekilde uygulanması Almanya'da söz konusu olsa, geçerli olan Federal Şehir Planlama Kanunu'nun temelden ihlali demek olurdu.
Fener-Balat-Ayvansaray Projesi'ni incelediğiniz kadarıyla, bölgenin tarihi ve mimari dokusuyla ilgili sakıncaları nelerdir?
Gördüğümüz kadarıyla yeni planlar mahallenin ölçeğini tamamen değiştirecek. Mahallenin strüktürü hem konut hem işyeri açısından bu derece kökten değiştirilirse şu anda orada yaşayanların yaşamlarını sürdürme şansları kalmayacak. Bu da ister istemez akla planlanan yenileme projesinin, orada yaşayanlara bugünkü standartlara uygun modern ve sağlıklı bir yaşam sağlama hedefinden daha ziyade, onları buradan sürerek dışarıdan yüksek gelirli tabakadan insanların buraya yerleştirilmesi hedefini güttüğü düşüncesini getiriyor. Ayrıca projeye mimarlık/şehircilik anlayışından ziyade müteahhit anlayışı hakim görünüyor. Doğal konumu itibariyle İstanbul'un en güzel mekanlarından birinde bulunan, bugüne kadar ihmal edilmiş bu mahallelerin değeri şimdi keşfedilmiş. Belediyenin yenileme ve güzelleştirme girişimleri prensipte doğru atılımlar. Ama yegane kaygı mümkün olduğunca fazla kar elde edebilmek olursa, mimari açıdan bakılınca "yenileme, güzelleştirme"den ziyade "bozma, yok etme" tehlikesi ortaya çıkıyor. Üstelik "kar edecekler"in burada yaşayanlar olmadığı aşikar. Geçmiş yıllarda gene belediyenin yaptığı Haliç'i temizleme, kıyı şeridindeki fabrika ve depoları başka yere taşıyarak sahili yeşil alan olarak halka açma çok cesur ve doğru girişimlerdi kanımızca. Şimdi kıyı şeridini oteller, restoranlarla yeniden yapılaştırmak geri adım atmak olacak. Oysa bizim kanımızca böyle bir yapılaştırma yerine birkaç restoran açılması, bu restoranların mahallede oturan restoran sahipleri tarafından işletilmesinin desteklenmesi yolu seçilecek olsa, bir yandan mahallenin değer kazanması gerçekleşirken diğer yandan da orada yaşayanların bu artı değerden faydalanması sağlanabilir. Geri kalan yeşil alanların piknik, dinlenme, gezme alanları olarak halka açık kalması, spor alanlarının düzenlenecek çeşitli turnuvalarla gençler tarafından daha çok ve sık kullanımının sağlanması, örneğin İstanbul Kültür Vakfı'yla ya da başka kurumlarla oluşturulacak ortak girişimlerle açık hava konserleri düzenlenmesi, her yıl yapılacak sokak şenlikleri vs gibi projelerle "kar eden" kesimin burada yaşayan halk ve kamuoyu olması sağlanır diye düşünüyoruz.
Belediye'nin bölge halkını bilgilendirme ve projeye katılımını sağlama konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa'da işler bu şekilde işleseydi ne olurdu? Örneğin bölge halkından habersiz bir yasa ile evleri yenileme alanı kapsamı içine alınsa, kamulaştırılma tehdidiyle halkın evlerine el konulsa, evlerin yerleri ihaleye verilse, yeniden projeleri çizilse ve bütün bunlar bittikten sonra, biz yaptık siz de uygulamak zorundasınız dense, halkın ilk yapacağı iş ne olurdu? Orada hangi hukuki süreç işlerdi? Hak arama mekanizmaları neler olurdu?
Almanya'da da aslında kamulaştırma mümkün. Fakat ancak kamu çıkarı ve özel çıkar dengesi korunarak yapılabilir bu. Örneğin ulaşım açısından önemli yol bağlantılarını sağlayabilmek için gerekli yol inşaatı planlarında belediye kamulaştırmaya gidebilir. Ama ev sahipleri mahkeme kanalıyla itiraz edebilirler ve planlamanın mutlaka ortaya konulduğu gibi olması gerektiğini ispat etmek belediyeler için çok zor olduğundan, yıllarca kamulaştırmayı engelleyebilirler. Dolayısıyla belediyeler planlamalarda detaylı bilgilendirme ve anlaşma yolunu tercih ederler. Fener-Balat-Ayvansaray'da ortaya konan tavır Almanya'daki demokrasi anlayışıyla kökten çelişmekte. Yenileştirme projelerinde yukarıda belirttiğimiz gibi zaten kanunlar orada yaşayanların haklarını korumakta. Dolayısıyla belediyeler kanunlara aykırı bir tavır ortaya koyarlarsa hemen halktan tepki gelecektir ve basın ve kamuoyu da buna son derece destek verecektir. Böyle bir durum basına yansıdıktan sonra genelde çok kısa sürede uzlaşma sağlanır.
Sizin belediyeler ve bölge halkı arasındaki işleviniz bildiğim kadarıyla kamu yararını öngörecek şekilde müdahale etmek ve projelerin her iki tarafı da mutlu edecek şekilde uygulanabilirliğini sağlamak? Bu konuda kamu yararı olarak savunduğunuz ilkeler neleri içeriyor? Kamu yararının gerçekleşmesi için iki tarafın da sorumluluğu oluyor mu?
Kamu yararı olarak savunduğumuz en temel ilke yenileme projelerinin orada yaşayanların yaşam kalitesini yükseltmek için olması. Yani orada yaşayan insanlara KARŞI değil onlar İÇİN olması. Bir başka önemli ilke tarafsız bilirkişiler tarafından modere edilen diyalogla taraflar arasında nesnel boyutta uzlaşmanın sağlanması. Mahallelerde yaşayan insanlar sonuçta tabii ki homojen bir grup oluşturmuyorlar. Farklı çıkarlar söz konusu olabiliyor. Uzlaşma ve kamu yararının gerçekleşmesi için bütün tarafların kuşkusuz sorumluluğu var. Örneğin evi harap durumda olduğu halde bir ev sahibinin temelde onarıma karşı çıkması nasıl sorumsuz bir tutumsa, onarmaya hazır ev sahibinin elinden evini, arsasını almaya kalkışmak da kabul edilemez bir durum.
5366 numaralı yasaya göre ev sahiplerinin kendi evlerini kendilerinin onarma hakkı bulunuyor. "Ada bazında inşaat ve bütünleşik yapı" kavramıyla yaklaşılan Fener-Balat-Ayvansaray projesi buna imkan tanıyor mu? Tanımıyorsa bu projelerin iptali için bir gerekçe oluşturmaz mı?
Burada bir çelişki olduğu şüphesiz. "Projelerin iptali" sorusunu hukukçularla görüşmekte mutlaka yarar var.
Fener-Balat-Ayvansaray'da daha önce AB'nin sağladığı fonlarla UNESCO da bir rehabilitasyon projesi yürütmüştü. UNESCO'nun yürüttüğü proje ve yöntemlerle şu an belediyenin yürüttüğü proje ve yöntem arasındaki temel farklılıklar nelerdir? Bu yöntem sonradan ne gibi sakıncalar yaratabilir?
Edindiğimiz bilgilere göre UNESCO daha önce Almanya için sıraladığım felsefe ve ilkeler çerçevesinde hareket etmiş. Yani tarihi değerlerin, mahalle dokusunun korunması, burada yaşayanların haklarının gözetilmesi, detaylı bilgilendirme vs. gibi. Belediye ise şu ana kadar tam tersi bir politika uyguluyor gibi görünüyor. Bu yöntem hem burada yaşayan insanların mağdur olmasına, yıllardır yaşadıkları mahallelerinden sürülmelerine, komşuluk ilişkilerinin bozulmasına, ekonomik açıdan zarar görmelerine kısaca sosyal açıdan büyük bir haksızlığa yol açacaktır; hem de mimarlık ve şehircilik açısından İstanbul'un son derece korunmaya değer, özel bir dokuya ve karaktere sahip üç güzel tarihi mahallesinin yok olmasına. İtalya, İspanya, Yunanistan gibi diğer Akdeniz ülkelerinde gezip hayran olduğumuz, göz bebekleri gibi korudukları, şehircilik açısından doyulmaz güzelliklerin benzerlerinin İstanbul'da hala değerinin bilinmemesi çok üzücü. "2010 Avrupa Kültür Başkenti" olan bir kent için de ayrıca utandırıcı.
Belediyenin birtakım tescilli binaları ve UNESCO tarafından onarılmış 38 binayı tekrar yenileme alanı kapsamına alması konusunda ne düşünüyorsunuz? Böyle bir uygulama mümkün mü olur? AB bu durumda sizce taraf değil midir? AB'nin harekete geçirilmesi için bu konuda bir sivil toplum kuruluşu olarak bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?
UNESCO tarafından onarılmış binaların yenileme alanı kapsamına alınması çok şaşırtıcı bir durum. Bizce, UNESCO'nun ön araştırmada herhangi bir sınıflandırmaya göre korunmaya değer olarak tespit ettiği bütün binaların korumaya yönelik onarımı ya da yenilenmesi, projenin en birinci kıstasını oluşturmalı. Bundan yola çıkarak, eğer kullanım açısından gerekiyorsa (çok küçük arsaların yol açabileceği bugünkü standartlara uygun ev planlamada zorluklar gibi) ada bazında diğer evlerin geleceği ile ilgili toplantılar düzenleyerek, örneğin "ev sahipleri ortaklıkları" kurulmasına ön ayak olarak, arsaların birleştirilmesinde birlikte çözüm aramaya gidilebilir. Febayder bu konuda önemli bir rol üstlenebilir. Halk inisiyatifini ve mahallede böyle derneklerin bulunmasını aslında belediye bir şans olarak görmelidir. Böylece diyalog kurma girişimleri çok daha kolay hayata geçirilebilir. Ama tabii önce diyaloga niyetli olmak gerekiyor. AB'nin parasal desteğiyle onarım görmüş evlerin yıkımı söz konusuysa AB bilgilendirilmelidir elbette. Biz derneğinizi desteklemek için elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız. !
Fotoğraflar: Özgür Özkök
Yorumlar ve haberler hakkında e-posta almak için bültenimize kayıt olun.
Yeni Mimar, mimarlık ve kent meselelerine eleştirel ve yeni bir bakış açısıyla eğilen aylık bir gazetedir. Bunu yaparken gündemdeki konuları, farklı disiplinlerden uzmanlara yönelttiği çetrefil sorulara onların verdiği gözü pek cevaplarla sunar.

Dünyanın Sonu Geldi (mi?)
Tassos Kotzanastassis
Dubai'nin hızlı gelişiminde en önemli rolü üstlenen Dubai World, borçlarının ertelenmesini istedi.