“
Ofis komşum Sait Ali Köknar, Urban Age İstanbul toplantısı ardından Yeni Mimar için kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Toplantı ortamından yola çıkarak yaptığı olumlu değerlendirmeyi, aynı ortamı deneyimleyen başka bir izleyici olarak yanıt vermek istedim: "Tartışmaların kurgusuna uygun, bu kurguyu çoğaltan etkileyici salon düzenlemesinden" söz eden Köknar, Esma Sultan'daki ayrışık mekansal kurguyu olumlayan bir betimleme sunmakta. "Böyle kurgulanmış bir ortamda dünya kentlerinin sorunlarına nüfuz edilebilir mi?" sorusunu soran sevgili Sait Ali, ortamdan umudunu kesmemiş olacak ki Sulukule'nin bile bu ortamdaki tartışmalarla kurtarılabileceği görüşünde…
"Cevabım şüphesiz evet, pek düşünmeden ağzımıza sakız ettiğimiz görüntü kirliliği, çarpık kentleşme, yaşam çevrelerinin sıhhileştirilmesi, gibi işaret ettiklerinden bambaşka yerlere doğru yelken açan kocaman laflar nasıl ki anızdüşünen yazan insanlar üzerinden doğaya yayılıyor, dünya kentlerine dair biriken bilgi ve deneyimin tetiklediği farklı bir bakış açısının çoğalması için suyun başını tutmak da son derece geçerli bir tavır. Yeter ki kalemler çalışsın."
Sevgili komşum belli ki ütopyaların bugün de mümkün olabileceğine inanan Fredric Jameson'ın yeni kitabının izinden gitmekte… Oysa, kendi kısıtlı Urban Age toplantısı deneyimimim bunun tam tersine işaret etmekte. En son söyleyeceğimi ilk önce aktarayım: Urban Age, Deutsche Bank tarafınca düzenlenen etkili halkla ilişkiler platformu olma kapsamında çok başarılıdır. Tam da bu noktada, küresel finans sektörünün önde gelen çok uluslu bir grubu (ki aynı zamanda ABDdeki konut kredisi krizi başrol oyuncularından biri), artık kentsel karar mekanizmalarına da doğrudan müdahil olabileceği, gerektiğinde yönlendirebileceği başarılı bir tiyatro sahnesi yaratmıştır. Aslına bakılırsa, küresel yoksulluk, kentsel yoksunluk ve eşitsizliği, hızlı kentsel dönüşüm ve kentsel dönüşüm projelerinin olumsuz sosyal etkilerini, İstanbul'u Çırağan'da konaklayarak ve Sait Halim Paşa Yalısı'nda akşam yemeği yiyerek deneyimleyen bankacılar grubuna aktarma çabası, fazlasıyla lüks bir tiyatroydu.
Toplantı formatı olarak aşırı kontrollü, akademik toplantı için fazlasıyla düzenli, bırakın izleyenlere soru sorduran, davetli eleştirmenlere dahi sadece 3 dakika konuşma hakkı tanıyan bu tiyatro sahnesi deneyiminde 400 izleyici olarak vardık.
Davetli konuşmacılar, kısıtlı sürede, bankacı, yatırımcı, yerel ve merkezi yöneticilere, kent uzmanlarına dertlerini çok genel terminolojilerle aktarmakla yetindiler. Aralarında LSE'deki seminer derslerine devam ettiğim Saskia Sassen gibi seçkin araştırmacıların önüne konulan 1013 kişilik anket sonucunda yaptıkları rakamsal kent okumaları, ortamın ne kadar akademik olduğu konusunda sorular uyandırmadı değil. İstanbul'un yerel yöneticiler ise, kapalı kapılar ardında alınan dramatik kentsel dönüşüm projeleri kararlarının aslında hiçbir soylulaştırma içermediğini gözlerimizin içine bakarak aktarıp, konuşma sonunda hemen salondan ayrıldılar (Bu arada, başka bir yazı konusu ama, AKP, Barselona eski belediye başkanını, resmi sözcüsü olarak atamalı).
İşte bu bağlamda, klasik anlamda bir tiyatro sahnesinde, aynı küresel makro-ekonomik kararlar gibi, küresel kentsel kararların da, küçük bir grup tarafından nasıl kapalı kapılar ardında alındığına ve geniş kitlelere mal edildiğine tanıklık ettiğimizi düşünüyorum. Ve muhtemelen, kısıtlı sayıda davetli izleyiciler olarak, konuşmacılar olarak, oturum yöneticileri ve soru sorma görevlileri olarak bu sahnenin meşrulaştırılmasına İstanbul'da katkı koyduk…
”
Görsel urban-age.net