“ Şu an herkesin aklında aynı soru var mimarlığın geleceğiyle ilgili; sayısal, algoritmik ya da parametrik tasarım diye adlandırdığımız teknikler trend oluşturan bir stil mi yoksa köklü bir değişiklik mi mimarlık için?
Bunlara küçük bir zaman aralığında bakarsak gerçekten nefes kesici yeniliklerle dolu teknolojiler, öte yandan daha geniş tarihsel bağlamda değerlendirdiğimizde önceden olan değişimlerin (modernizm gibi) bir benzeri. Son 10 yıl içindeki bilgi üretim ve işleme hızı tüm insanlık tarihi boyunca elde edilen bilginin gücünden 10 kat fazla. Bu şiddetli bilgi akışı ve kapasite artışı tüm alanlarda ve algı sistemimizde dramatik bir değişim yaratmakta. Bu yüzden mimarlıkta yaşanan değişimleri bunları göz önünde bulundurarak geçici bir stil merakı olarak adlandıramayız.
Form üzerinde yapılan denemeler bu teknolojilere bir stil görünümü veriyor. Ben ise bu araştırmaları formdan bağımsızlaşma olarak görüyorum. "Form follows function." (Biçim işlevi izler.) diyen modernist manifestolar bile çok spesifik bir form arayışındaydılar. Her dönemin morfolojik bir kimliği vardı elbette. Ancak şu ana kadar mimarlık tarihindeki en esnek, yani koşullara ve ekolojiye uyum sağlama yeteneği en güçlü form gramerini keşfetmeye başlıyoruz sayısal tasarım tekniklerinin etkisiyle.
Ancak şöyle bir farklılaşma da söz konusu hiçbir zaman bu kadar çok kötü mimarlık ürünü de konmamıştı ortaya. Çünkü bu kadar güçlü araçları nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz henüz. Herkes kodlara (scriptlere) ve programlara odaklanmış durumda. Bilgi Üniversitesi Yüksek Lisans Programı'nda
Arch575 dersinde Şebnem Yalınay ile birlikte dert edindiğimiz şey de buydu. Amacımız parametrik tasarımda belirli bir niteliği yakalamak, yazılımları neredeyse mimarın eli gibi sinir sistemimizin, zihnimizin, tasarım sürecimizin parçası haline getirebilmek ve belirli bir ustalık seviyesine ulaşmaktı. Söz konusu olan hesaplama veya bilgisayarlı tasarım olsa da anlam yaratmak kişisel yetenek ve mimarın kapasitesiyle ilgili. Henüz bu tasarımları ayırt edecek bir kültür oluşmadı. Tüm Asyalıların aynı olduğunu düşünmemiz de benzer bir uzaklığın sorunu. Yeterince Asyalı tanımadığımız için hepsinin birbirine benzer olduğunu düşünürüz. Okulda
öğrencilerle yaptığımız çalışmaların Amerika'daki deneyimlerimle arasındaki büyük fark ise bu teknolojilere karşı sofistike bir tutumu koruyabilmelerindeydi.
Mimarlar olarak teknik meselelerden ve sorumluluktan kaçmaya meyilliyiz. Bu yüzden mimarlık, tarihi boyunca merkezcil görevini diğer dallara devretti. Ancak sayısal tasarım gerek Türkiye koşullarında gerekse uluslararası platformda enerji verimliliği geliştirilmiş çevreler yaratmada, maliyet optimizasyonunda, sorunlu topoğrafyalara yerleşmede, çevre koşullarına uyum sağlamakta mimara sayısız esneklik sağlayabilir ve sağlıyor da. Belirttiğim gibi mimarlığın şimdiye kadar keşfettiği en yetenekli form gramerleri ortaya çıkmakta. Bu da ekonomisi gelişmekte olan bir ülkede merkezi önem taşımalıdır. Yapı sektöründe de ekonomik sıkıntıların bahane edildiği ülkemizde sorunu parasızlık değil prensipsizliğin sonuçları olarak değerlendiriyorum. Bir mimar olarak ise açık faydalarının ötesinde mimarın ortaya anlam koyabilme yeteneğini bir başka düzleme taşımasından dolayı ilgimi çekiyor tüm bu araştırma alanı. ”
Fotoğraf: Özgün Çalışkan, tasarım: Ahmet Irfan Ertis, Fazıl Efe Ilgen